Türk Dininin Sosyolojik İmkanı / Yasin Aktay

user-pic

turkdini.jpg
Yasin Aktay, Türk Dininin Sosyolojik İmkanı, 2. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2000

Türkiye üzerine yapılan çalışmalar Batılılaşma-Çağdaşlaşma sürecinde Türkiye'de devletin dinden ayrıldığı varsayımı üzerine kuruludur. Bu projeyi en detayı ile inceleyen Niyazi Berkes'in artık klasik olmuş çalışması Türkiye'nin Çağdaşlaşması'nın ingilizce orijinali Türkiye'de Sekülarizm'in Gelişimi olması rastlantı değildir. Batılılaşma sürecinin aktörlerinin dine yaptıkları göndermeler de daha çok stratejik olarak yapılmış göndermeler olarak yorumlanır. Aslında halk aldatılıyordur yani.

Halbuki bu varsayım oldukça çarpık bir varsayımdır. Türkiye'de devlet dinin içinde hem de fazlasıyla olagelmiştir. Bu içinde olma basit bir dini kontrol altında tutmanın ötesindedir. Devlet dinin ne olduğu, nasıl anlaşılması ve nasıl yaşanması gerektiğine dair bir fakih gibi davranmıştır hep. Halihazırda yaşanan türban krizinde de olan bu değil mi? Türk devleti başörtünün nasıl bağlanması gerektiğine dair dini bir hüküm vermekte ve halkından bu hükme göre davranmasını beklemektedir.

Yasin Aktay, Türk Dininin Sosyolojik İmkanı'nda işte Türk devletinin hep gizlenegelen, örtbas edilen, görmemezlikten gelinen bu yüzüne dikkatimizi çeviriyor. Kitabın arka sayfasında yazıldığı gibi, bu kitap 'Türkiye'de devletin ya da resmi ideolojinin "din projesi"sinin mahiyetini tartışıyor.'

irantukenis.jpg
Farhad Khosrokhavar ve Olivier Roy, İran: Bir Devrimin Tükenişi, Çev. İsmail Yerguz, İstanbul: Metis Yayınları, 1999

İran devrimi (daha sonra İslami sıfatı eklenecek) akademik dünyayı bir çok açıdan hazırlıksız yakaladı. Devrim yüzyılların en önemli şarkiyatçı varsayımını sorguladı: Doğu toplumlarının despot bir devlet karşısında sindirilmişliği, pısırıklığı, uyuşukluğu... Sekülerleşme yazınına en ölümcül darbe de bu devrimden geldi. Modernleşme karşısında tarihin sayfalarına karışması gereken bir toplumsal tabakanın siyasi olarak etkin olduğu ortaya çıktı.

Bu her açıdan olmaması gereken devrim üzerine yığınla çalışma yapıldı. Bu çalışmaların çoğu ve daha akademik olanları devrimin nasıl meydana geldiği sorusu ile ilgilendi. Geri kalanı ve azınlıkta olanları ise İran'da devrim sonrası hayat üzerine yoğunlaştı. Bu ikinci gruba giren çalışmalar daha çok İran'ın dini rejimini hedef alıyordu. Yüzlerce anekdotun bize aktardığı baskı altında karamsar bir İranlı tablosu idi. Hamid Dabashi gibi çizilen bu karamsar resme karşı çıkanlar da oldu. Ama genel resim İran'ın yaşanmayacak bir yer olduğu idi.

Dini öğretileri devlet gücüyle topluma uygulatmaya çalışan bir devletten ne beklenirdi ki? Buradaki hakim varsayım din adamlarının katışıksız idealist oldukları varsayımı... Aynı varsayım nispeten dindar siyasetçilerimizi de analiz ederken belirmiyor mu?

Kadından Kentler / Murathan Mungan

user-pic

9753426657[1].jpgMurathan Mungan, Kadından Kentler, Metis Yayıncılık, 2008.


Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfasından itibaren yakalar insanı bir yerinden. Öyle tüm bildiklerinizi unutturacak, yepyeni ve şaşırtıcı bilgiler verecek cinsten değildir. Bilakis bildiklerinizi, gördüklerinizi yeniden okutur size, farklı pencerelerden. Hiç dikkat etmediğiniz ayrıntıları yakalarsınız satır aralarında. Büyük şeylere şaşırmaktan daha kalıcıdır bu ufak hayretler çoğu zaman. Bazı kitaplar vardır, bir başucu kitabı niteliğinde değildir. Ama kahvenizi yudumlarken, ya da uzun bir yolculuğa çıkmışken arkadaş olur insana. Tüm kitaplar arkadaştır ama onlarınki bir başkadır. Bir ayna tutarlar size, içinize. Kendinizi görürsünüz baktığınızda. Sizi sizden daha iyi anladığını, anlattığını düşünürsünüz. Yalnızca arkadaşlık etmekle kalmaz o kitap üstelik. Yeni arkadaşlar da kazandırır. Yepyeni ama çok tanıdık gelen insanlarla tanıştırır. Yüzlerce arkadaşınız olduğunu hissedersiniz bir anda. Hepsi de kanlı canlıdır adeta. Birazdan telefon çalacak da biri arayacakmış gibi hissettirir, veya yolda yürürken biriyle karşılaşacakmışsınız gibi gelir.

Kadından Kentler, tüm bunları ve daha pek çok duyguyu bir arada yaşatan bir kitap. İçinde onlarca hikayecik var. Herbiri hayatın içinden. 3-4 sayfaya hayatı sığdırmış her hikayesinde Murathan Mungan. Ne öyle ruhu sıkan uzun betimlemeler, ne bitmeyen dialoglar var bu hikayelerde. Herbiri az ama öz. Hayat kadar kısa, hayat kadar akıcı... Kadının ruhunu derinden kavrayan, onların hikayelerini sanki kendi yazmıyormuş da onlar yaşarken uzaktan izliyormuş gibi anlatan yazar, edebiyat ile psikolojiyi birbiriyle ustalıkla harmanlamış.

Emret Komutanım / Mehmet Ali Birand

user-pic

emret.jpg
Mehmet Ali Birand, Emret Komutanım, Milliyet Yayınları, 1986

Osmanlı çağdaşlaşmasının temel dinamiğini askeri alanda yapılan değişimler oluşturmuştur. Anadolu'da meskun Türk nüfusunun % 90'ı okuryazar bile değildi ama, ordularımız İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya gibi zamanın süper güçlerinin bile belini kıran 4 yıllık Birinci Dünya Savaşı'nı sonuna kadar sürdürebilmişti.

Günümüzde dahi siyasilerin almış olduğu en kritik kararlarda gözlerin hemen askeri kanada çevrilmesi, 'acaba asker ne düşünür?' sesli düşünmelerinin halen daha sıklıkla yapılıyor olması, siyasetin ters gidişatını tekrar rayına sokacak gücün askeriye olarak görülmesi, genç subayların rahatsız olup olmamasının ülke içi dengelerde bir etken olması... Kısaca İsrail'le ilişkilerden tutun, üniversitelere türbanla girilip girilememesine kadar iç ve dış siyasete ilişkin oldukça farklı konularda halen daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli unsur olması bu 100 yıla yayılan bu değişimlerin doğal neticesidir.

Aynı dönem sadece Türk ordusunu Türkiye'de en önemli siyasi kurum haline getirmekle kalmadı. Aynı zamanda genlerine işletecek kadar da halkını da askeri bir ruh ile yoğurdu. Abartısız bir ifadeyle, son iki yüzyıl Türk iç ve dış siyaseti Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu merkezi rolü hesaba katılmadan anlaşılamaz.

İslamın Yeni Kamusal Yüzleri / Nilüfer Göle

user-pic

islamkamusal.jpg
Nilüfer Göle, İslamın Yeni Kamusal Yüzleri, İstanbul: Metis, 2000

Türkiye'de son 40 yıla damgasını vuran değişim kuşkusuz İslami cemaatlerin güçlenmesi ve İslami hayat tarzının gittikçe kamusal alanda boy göstermesi... Bu aslında sadece Türkiye'ye özgü bir değişim değil... Hemen hemen dünyanın bütün bölgelerinde, Avrupa dahil, etkisini hissettirmiş bir değişim.

Bu yeniden dine dönüş 19. yüzyıldan beri entellektüeller ve akademisyenler arasında hakim bir inanışı da derinden sarstı. Din hiç öyle beklenildiği gibi modernleşme ile tarihe karışmıyordu. Hem Türkiye'de hem de dünya da ilk akademik tepki bunun geçici bir canlanma olduğu idi. Dine yeniden dönüş modernleşme sancılarına bir tepkiydi o kadar...

Bu açıklama dini canlanmanın aktörlerinin büyük kısmının şehirli ve oldukça eğitimli olmalarının ortaya çıkması karşısında ikna ediciliğini yitirdi aslında... Fakat akademik inanç güçlüydü: modernleşmenin tek bir şekli vardı ve bu şekilde de dinin modern hayatta yeri yoktu.

Akademik dünyada aykırı sesler de çıktı. Nilüfer Göle işte bu aykırı seslerden biri... Dini yeniden canlanma gerçeğine yeni bir bakış attı Nilüfer Göle... Bu bakışını en açık, ve oldukça güçlü bir iddia ile, Modern Mahrem'inde ortaya koydu. Nilüfer Göle şu ihtimali seslendirdi.

DEĞERLENDİRİLEN KİTAPLAR

  • turkdini.jpg
  • irantukenis.jpg
  • 9753426657[1].jpg
  • arapdunyasi.jpg
  • islamkamusal.jpg
  • emret.jpg
  • davison1.jpg
  • rabita.jpg
  • heper1.jpg
  • dergah.gif